9 Şubat 2016 Salı

çok az şeye ihtiyacımız var..

İrem Çağıl'ın bir röportajından: 

Bütün bu şeyler “şurdaki kuşları öldürelim, şurdaki çiçekleri yok edelim” diyerek başlamıyor. Tüm amaç “kendimizi var etmek”. Aslında bisikletle giderken “ne kadar az şeye ihtiyacımız olduğunu fark ettim”. Bazı şeyler boş ve hiçbir şeye yaramıyor. Mesela yolda bir muz yediğimde bana iki saatlik enerji veriyordu, ama uyduruk bir çikolata yediğimde bana enerji vermiyordu. Besin çok önemli ve iyi besine ihtiyacımız var. İnsan olarak çok az şeye ihtiyacımız var.

Devamı için: http://www.ntv.com.tr/turkiye/bisikletle-yolculuk-hayatini-degistirdi,JITFe1wGH0O84t0t0Z-sSg
"Hayatını basitleştir, kendi kendine yetmeyi öğren, yanındakileri gözet, iyi olanı çoğalt.
Ahmet Coka'nın bir yazısından:
Hayatın kendine güzel olmamasından bu kadar dem vuruyorsa sormak lazım: Sen hayatını güzelleştirmek için ne yapıyorsun? Mutlu olmak için hangi adımları attın? Mızmızlanmaya daha ne kadar devam edeceksin? Hep yapmak istediğini söyleyip ertelediğin şeyleri ne zaman yapacaksın? Yoksa hala oturduğun yerden, başkalarına bakıp "oh, hayat sana güzel" demeye devam mı edeceksin? Benden ne bekliyorsun?

Yazının tamamı için: http://hadibenkactim.blogspot.com.tr/2013/03/hayat-bana-guzel.html

8 Şubat 2016 Pazartesi

Haftanın Özeti

 Kitaplar, filmler, diziler: Not defterleri hazır mı? 

Napoli romanları serisinin üçüncü kitabı bittikten sonra, Lila ve Lenu'yu özlerken, 4. kitabın çevirisini dört gözle beklerken, develer tellâl, pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken okumak için Trendeki Kız'ı seçtim kendime.
Başlarda tam da 'elinden bırakamayacağınız' diye pazarladıkları şekilde elimden bırakamayarak örnek bir okur oldum. Gel gelelim daha yarılamadan katili tahmin edip olayı çözünce - bu tarz seven okurlar benden önce keşfedecektir katili benim alametifarikam değil yani - daha hızlı bitsin istedim, gereksiz uzuyormuş gibi geldi. Koştururcasına okudum,  Gone Girl tarzı sevenlerin beğeneceğini tahmin ediyorum. Yanlış hatırlamıyorsam filmi çekiliyor, sonunu bilerek katil kim'li film izlemek gibisi yok.
---
Film ve dizi konusunda da boş durmayıp, izledikten sonra güzel bir yemek yemek ya da pişirmek konusunda motive eden Burnt  izledim. Bu iyi bir şey mi bilmiyorum.  Çok bilindik bir başarı hikayesiydi, afişinden bile belli gördüğünüz gibi.

Hundred Foot Journey konusunu bilmeden rastgele seçtiğim bir filmdi.Yine şefler, yine bir başarı hikayesi. Hayat bana gizli bir mesaj mı iletmeye çalışıyordu, her yerden şefler , aşçılar, michelin yıldızları fırlıyordu. Eğer diyet yapıyorsanız ve zorlandığınız aşamalardaysanız uzak durabilirsiniiz. Ama soğuk bir kış gününde izlemek nasıl iyi gitti tarif edemem.  Fransa'ya, yeşile doğaya, mantar toplama sahnelerine, açık havada yenen neşeli akşam yemeklerine, gösterişli sofralara hayran hayran baktım. Daldığım hayallerin etkisinden bir süre çıkamadım.
---

İlerleyen günlerde el değmeden sıkılabilen mobların mucidi Joy ile tanıştım, klişe bir saç kesme sahnesi bile vardı. Azmine, pes etmeden baştan başlamasına duyarsız kalamadım. Jennifer Lawrence'a olan sempatiyle Joy'u da bağrıma basıverdim. Yaşasın kadın gücü.
Tam da lafı açılmışken asıl kadın gücünü  Suffragette'de gördük.  İzlemeyen kadın kalmasın çok rica ediyorum. Carey Mulligan'ın içinde olup da burun kıvırdğım bir film yok. Başka Sinemada seansları devam ediyor olmalı.
---
The Affair'e rastlamadıysanız bir bölüm deneyin, tadımlık olsun.  Henüz iki sezon yayınlandı, hakettiği ilgiyi göremiyor bence, o yüzden buradan destek vermeyi görev edindim. Aşk, ihtiras, gizem, cinayet : yok yok işte. Asıl sevdiğim detay şu: Dizinin her bölümü ikiye bölünmüş şekilde, iki farklı karakterin gözünden anlatılıyor. Aynı olaylara Bir Noah'nın bir Allison'n penceresinden bakıyoruz. İki karakterin bambaşka şeylere odaklanması, aynı şeyin kişiler için nasıl farklı anlamlara gelebildiğini oldukça net aktarıyor.  Nüansları yakalamak çok eğlenceli oluyor.  İlk bölüm kim kimi ayartıyor belli değil, kendince herkes daha 'masum'.
---
Geçtiğimiz hafta bir deneme yaptım, spor salonunda sıkıntıdan patladığım için yürüyüşü sevdiğim başka bir etkinlikle birleştireyim dedim. Önce audio book dinlemeyi denedim ama dikkatimi veremedim, pes etmedim ve youtubedan bir film açtım. Temposu koşu bandında yürüyüşe eşlik etmek için ciddi olarak ağır olmasına rağmen Zeki Demirkubuz'un Masumiyet'ini izledim. Amaçladığım konuda denediğim yöntem işe yaradı evet , bir saatten uzun yürüdüm. Ama o büyük aşk hikayesi, o duygu yoğunluğu ve çarpıcı final sayesinde sabaha kadar kabus gördüm.  Haluk Bilginer'in efsane tiradı için buraya alalım sizi.
---
Yıllar önce Oda'yı okumuştum, geçen gün de film uyarlamasını izledim. Ya kitabı okuyalı epeyce zaman geçtiği için ya da gerçekten filmi daha vurucu olduğu için çok etkilendim. Filmi izlemeden kitabı okuyun derim, zaten incecikti. İster iztemez Fritzl Case'i hatırlayıp , Room yine bir kurgu gerçek hayatta insanlar daha acımazsız diye düşünüyor insan.

Bir dahaki hızlandırılmış özette görüşmek üzere.

7 Şubat 2016 Pazar

Napoli Romanları

Ferrante'nin Napoli Romanları serisinini büyüsüne kapılmayan kaldı mı? 2015'i Lina ve Lenu'yla kapattım, kendilerine deli oluyorum. Okumadığım anlarda falan aklım hep onlarda, durum pek normal değil.Yetmezmiş gibi bu merakımı etrafıma da bulaştırıyorum. Al al al! Oku oku oku! Sağa - sola musallat olmaya başladım.
Artık etraftakiler beni yayınevinin çalışanı sanıyor. 
4. kitabın çevirisini beklerken webde rastladığım yazıyı şuraya bırakıyorum, ilgililerine duyrulur.
Harry Potter serisinin yeni kitabı çıkınca geceden kuyruğa girenlerin dünyasını anlar gibi oldum. 




14 Ocak 2016 Perşembe

Bu Yıl Ne Okumalı?


Kitap alışverişlerimi yaparken Serablog, Leylak Dalı, Kediler ve Kitaplar ve Judy’nin önerilerine bakmayı asla atlamıyorum. Yıl sonları yayınladıkları toplu listeler beni aylarca besleyecek içeriği barındırıyor.
Dönüp dönüp zevkle okuyorum. Bu blogu hala takip eden varsa,  hani olmaz da beni takip ettiği halde bahsettiğim blogları hala keşfetmemiş olanlar varsa- 
Ben dahil ihtiyaç duyan herkesin faydalanması  için listeleri toplu bir rehber gibi burada tutacağım.

Leylak Dalı 





Serablog 



Kediler ve Kitaplar 



Disiplinli ve düzenli olarak blog yazmak, hele ki böyle yıllık okumaların özetini paylaşmak ne büyük bir emek istiyor malumunuz. Zengin listeler için bir kez daha teşekkür etmek boynumun borcu, hep yazın siz. Hevesle bekleyen takipçiniz var.


Açıkçası ben listeyi Onedio’da gördüm. İdefix’in listesini alıp, onlar gibi  sadece kitap adı ve yazar ismi olarak kuru bir sıralama paylaşmaktansa biraz daha süslemeyi tercih ettikleri  için onu da paylaşmak istiyorum: 

Sunum önemlidir arkadaşlar. Bu zamana kadar instagram başta olmak üzere, sosyal medya bunu kafanıza sokmalıydı.
  
Instagramda paylaşmıştım, İzmir'de bir kitapçının 'Çok Satması Gerekenler' listesi de güzel bir kaynak. Detaylara buradan ulaşabilirsiniz:  Edebiyatçıların kitapçısında ‘çok satması gerekenler’ bölümü



11 Ocak 2016 Pazartesi

Fransız Teğmenin Kadını..


"Seni ne zaman görsem sesim kesiliyor, dilim tutuluyor, ince bir alev tüm gövdemi dolaşıyor, içimden fışkıran bir kükreme ve karanlık kulaklarımı gözlerimi dağlıyor."
Catullus'ın Sappho çevirisi, Avrupa tıbbında aşk denen hastalığın en iyi tanımı budur hala. 


Fransız Teğmenin Kadını - John Fowles 
Ayrıntı Yayınları 2008